Profil de ÜmraniyeBismillahirrahmanirrahimPhotosBlogListesPlus Outils Aide

Bismillahirrahmanirrahim

Ülkücü Gençlik ( Biz Bu Yolun Adamıyız )

Ümraniye Dudullu

Occupation
Lieu
Centres d'intérêt 
DİNİME BAGLI BİŞRİYİM

Lecteur Windows Media

Cet espace perso ne contient aucune liste de musique.
La liste est vide.
27 décembre

Ülküçü Şehitlerimiz ( Allah'u Ekber )

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİ BİLİYOR MUSUNUZ?

1.İLK ŞEHİDİMİZ
Türk-İslam davasının 22 yaşında ilk şehidi olan Ruhi Kılıçkıran’ın yetim olduğunu biliyor muydunuz? ... Ya 4 Ocak 1968’de Ankara Site Yurdu Kantininde iftarını açtıktan hemen sonra şehid edildiğini Biliyor Muydunuz?…

2.KOMÜNİST KATLİAMI
17 Mart 1978 tarihinde Ömer Bayraklar, Salih Uluğ, Bahri Bilgin, Cevat Koca, Sinan Koca isimli 5 ülkücü işçinin aynı anda, Dev-Yol militanları tarafından katledildiğini biliyor musunuz? Ümraniye de oturan bu ülkücülerin hepsinin de Giresunlu olduklarını, Sinan ile Cevat’ın kardeş olduğunu... Sinan Koca’nın henüz 10 günlük bebeği olduğunu Biliyor Muydunuz?

3. 6 ÖĞRETMEN AYNI ANDA
18 Eylül 1979 tarihinde, Adana’da 6 ülkücü öğretmenin, arkalarından ateş açılmak suretiyle şehid edildiğini biliyor muydunuz? Ahmet Güleç, Davut Korkmaz, Müslüm Teke, Yılmaz Kızılay, Mustafa Karaca ve Özcan Doruk isimli öğretmenleri katleden komünist militanlardan çoğunun yakalanmadığını Biliyor Muydunuz?

4. 36 SAATTİR YEMEMİŞTİ
8 Haziran 1970 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bahçesi’nde şehit edilen Yusuf İmamoğlu’nun yapılan otopsi sonucu 36 saattir yemek yemediğini .
Şehit edilmeden önce okulun arka bahçesinde bulunan ağaçların altında son namazını kılan İmamoğlu’nun, cebinden sadece 35 kuruş çıktığını Biliyor Muydunuz?

5. ÖNKUZU HEY, ÖNKUZU
23 Kasım 1970 yılında ülkücü şehid Ertuğrul Dursun ÖNKUZU’nun komünist militanlar tarafından ağır işkencelere sonucu şehit düştüğünü... Önkuzu’nun kırılmadık kemiği, patlamadık yerinin kalmadığını ve ağzından ciğerlerine bisiklet pompasıyla hava verilerek ciğerleri de patlatıldıktan sonra okulun 3. katının penceresinden aşağıya atıldığını biliyor muydunuz? BİL VE UNUTMA!

6. İKİ EVLİYA
12 Eylül idaresi tarafından haklarında verilen idam hükmünün uygulanması sırasında yanlarında bulunan görevli imamın Selçuk Duracık ve Halil Esendağ için; “Hiç evliya gördünüz mü? diyenlere evet… Halil ile Selçuk’u gördüm diyeceğim” dediğini biliyor musunuz? Peki ya, idama gitmeden evvel Halil Esendağ’ın arkadaşlarından gelinlik istediğini... Ve bu gelinliğin kefen olduğunu Biliyor Muydunuz?

7. ALLAH DAVASI ÖLMEZ
12 Eylül idaresi tarafından idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu’nun son mektubunda “Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır” dediğini Biliyor Musunuz? Bil, Unutma, Unutturma!

8. BAYKAL’IN KORUMASI
Ankara Etlik Lisesi son sınıf öğrencisi 18 yaşındaki Metin Öztürk’ün, Ankara’nın Etlik semtinde 13 Mart 1977’de, CHP’li Deniz Baykal’ın koruma polislerinden biri tarafından vurularak şehit edildiğini biliyor musunuz?


9. AVUKATI BİLE YOKTU
Yine 12 Eylül idaresi tarafından idam edilen Cevdet Karakaş’ı, avukat barolarından hiçbir avukatın savunmak istemediğini biliyor musunuz? Karakaş’ın, savunmasını kendisi yapmak zorunda olduğunu…

10. 2,5 YAŞINDAYDI
17 Nisan 1978 tarihinde Malatya Belediye başkanı Hamit Fendoğlu’nun evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu, Hamit Fendoğlu, kızı ve 2 torununun şehid edildiğini biliyor musunuz? Torunu olan Selim Bozkurt Fendoğlu’nun daha 2,5 yaşında olduğunu… Küçük Selim Bozkurt’un babasının, vatani görevini yapmakta olduğunu Biliyor Musunuz?

11. O ŞEHİTTİR
12 Eylül idaresi tarafından asılarak şehid edilen Cengiz Baktemur’un, korkusuzca idam sehpasına yürüyüşüne şahit olan cezaevi personelinin: “Bizce şehiddir o. Şehidlik mertebesine ermemiş birinin kârı değildir sevinerek ve koşarak ilmiği boynuna geçirmek...” dediğini biliyor musunuz?

12. 15 YAŞINDA
5 Eylül 1979 yılında şehit olan Adem Pekmezci isimli ülküdaşımızın henüz 15 yaşında olduğunu biliyor muydunuz?

13. 20 KURŞUN YEDİ
Ülkücü şehit Ahmet Evcimen’in basit bir suçtan dolayı arandığını halde, Bakırköy’deki Sürmeli otelinin önünde polisler tarafından 20’den fazla kurşunla şehid edildiğini…

14. ÖNKUZU SEVGİSİ
14 Yaşındayken şahadet şerbeti için Tokat’ın Zile ilçesinden Mustafa Taştangil’in kitap ve defterlerinin her sahifesinde büyük ülkü devi Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun isminin yazılı olduğunu biliyor musunuz? Mezarı Önkuzu’nun yanında bulunan Taştangil’in, ailesinden son isteğinin bu olduğunu biliyor muydunuz?

15. SAĞIR VE DİLSİZDİ
Ülkücü şehitlerden Ahmet Sarpkaya’nın Kurban Bayramı’nın son günü mahallelerine baskına gelen komünist militanları önceden fark edip, durumdan arkadaşlarını haberdar etmek için evleri dolaşırken açılan ateş neticesinde öldüğünü… 18 yaşındaki Sarpkaya’nın sağır ve dilsiz olduğunu biliyor musunuz?

16. O GÜN OĞLU OLMUŞTU
Uşak’ta dokuma işçiliği olarak çalışan Alaattin Gündüz’ün, doğum yapmak üzere olan eşinin yanına giderken, 27 kurşunla şehit edildiğini… Gündüz’ün vefat ettiği gün bir oğlunun dünyaya geldiğini ve doğan bebeğe Alaattin isminin verildiğini biliyor muydunuz?

17. 8 ÇOCUKLU ŞEHİT
Adana’nın Ceyhan ilçesine bağlı Sarkeçili köyünden olan ülkücü şehit Ali Görkem’in, 37 yaşında ve sekiz çocuk babası olduğunu… Daha sonra olay yerine gelen polislerin, Görkem’in üzerinde ülkücü bir şairin şiirini bulunca ‘bir faşist daha temizlenmiş’ diyerek cesedini tekmelediklerini biliyor muydunuz?


18. 12 EYLÜL ADALETİ (!)
Eşitlik olsun diye, 12 Eylül idaresinin, Selçuk Duracık, Halil Esendağ, Cengiz Baktemur, İsmet Şahin, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Cevdet Karakaş, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse olmak üzere 9 Ülkücüyü asarak şehid ettiğini biliyor musunuz? BİL VE UNUTMA!...


19. 17 YAŞINDAYDI
Alican Karaosmanoğlu’nun, 18 Haziran 1977 yılında Mimar Kemal Lisesi öğrencisiyken şehitlik mertebesine ulaştığını ve yaşının henüz 17 yaşında olduğunu biliyor muydunuz?

20. İŞKENCEYLE ŞEHİT OLDU
6 Ağustos 1979 da şehitlik mertebesine ulaşan Ali Çetin’in, vatani görevini asteğmen olarak yaptığı sırada, Kayseri’de bulunan ailesini ziyarete gittiğinde şehit olduğunu… Evli ve iki çocuk babası olan Çetin’in, komünist militanlar tarafından önce dişlerinin söküldüğünü, sonra üzerine asit dökülerek bıçaklandığını ve daha sonra yakıldığını biliyor muydunuz?

21. ARKADAN VURDULAR
Artvin’in Şavşat ilçesinden olan şehit Fuat Meydan’ın, bir kahvehanede televizyon seyrederken, sonradan gelip içeri giren ve arkasındaki bir sandalyeye oturan komünist bir militan tarafından kafasına ateş edilmek suretiyle şehit edildiğini…

22. 18 YAŞINDA
3 Haziran 1980 tarihinde şehit edilen Ali Koç’un, henüz 18 yaşında olduğunu biliyor muydunuz? Ve o yaşlarda Kayseri ÜGD’nin Plevne mahallesi şubesi başkanlığını yaptığını…

23. ANNESİNİN KUCAĞINDA…
Ali Osman Devecioğlu isimli ülkücü şehitimizin, yaşlı annesini emekli maaşını almaya götürürken, Çeliktepe’de komünist militanların silahlı saldırısına uğradığını, biliyor muydunuz? Kafasına isabet eden tek kurşunla olay yerinde annesinin kolları arasında, şehit olduğunu ve oğluna siper olmaya çalışan annesinin de ağır bir şekilde yaralandığını biliyor muydunuz?

24. AİLECE KATLEDİLDİ
Ali Rıza Altınok’un, 25 Haziran 1980’de İstanbul Gaziosmanpaşa’da MHP ilçe başkanlığı görevini yürütürken, Rami’deki evine silahlı bir baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından kızı ve karısı ile birlikte vurularak şehit edildiğini...

25. KIZI OLMUŞTU !
İnşaat Mühendisi olan Ali Sünnetçi isimli evine giderkenpusu kurarak beklemekte olan üç komünist militanın silahlı saldırısı neticesi vurularak şehit olduğunu, biliyor muydunuz? Peki ya, hamile olan eşinin Ali Sünnetçi’nin şahadetinden sonra bir kız çocuğu doğurduğunu...

26. KAMYON DOLUSU KOMÜNİST
Ali Tezdoğan’ın, Eyüp MHP İlçe teşkilatının kurucularından olup yönetim kurulu üyesiyken, partiyi basmaya gelen bir kamyonet dolusu komünist militan tarafından kurşun yağmuruna tutularak, kendisine ait camcı dükkânında şehit edildiğini. Cenazesi, Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verildiğini biliyor musunuz?

27. SEYREDEN CEMAAT
Tunceli’nin Çemişkezek kazasından olan 24 yaşındaki Alper Tunga Uytun’un, Cuma namazını kılmak için gittikleri okul yakınındaki bir camiden çıkarlarken, cami önünde bekleyen bir grup komünist militanın saldırısına uğradıklarında, üç yerinden bıçaklanarak ağır yaralandığını. Yaralandıktan sonra, camiden çıkan ve olayı tepkisiz seyreden cemaata hitaben söylediği “Bir müslümana saldırılıyor, hiç biriniz müdahale etmiyorsunuz! Bu böyle giderse, korkarım sizler de aynı akıbete uğrarsınız.” sözünün, bir müddet sonra gerçekleştiğini ve cemaatten birçok insan daha sonra komünistlerin saldırılarına uğradığını… BİLİYOR MUSUNUZ?

28. SONRA KIZI OLDU
Ülkücü Şehit Arif Yılmaz’ın, 21 yaşında ve evliyken şehit edildiğini… 1978 yılı Ramazan ayında, başından vurularak şehit edildikten sonra “Gül” adı verilen bir kız çocuğunun dünyaya geldiğini Biliyor muydunuz?

29. EVİNE GELEN BELGE
Balıkesir’li ülkücü şehit Atalay Çakır’ın 20 yaşındayken, 1979 yılı Ramazan ayında, evleri yakınındaki Sakarya Camiine giderken şehit edildiğini biliyor muydunuz? Şahadetinden bir gün sonra evlerine, üniversite imtihanında Hukuk Fakültesi’ni kazandığını bildiren bir belgenin geldiği…

30. 17 YAŞINDA, 14 KURŞUN
11 Ocak 1980 tarihinde şehit edilen Ayhan Yazıcı’nın, Zeytinburnu-Yeşiltepe mahallesinde oturduklarını… Yazıcı’nın, 17 yaşında olup İhsan Mermerci Lisesi son sınıf öğrencisi olduğunu biliyor muydunuz? Olay günü, sabah okula giderken evlerinin önündeki sokakta yolunu kesen komünist militanlar tarafından vurularak ağır yaralandı. Yaralı halde geri evine girmek isterken peşinden gelen komünistler tarafından tekrar kurşunlanarak evlerinin kapısında 14 kurşunla şehit edildiğini… Cenazesi, Zeytinburnu Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildiğini biliyor musunuz?

31. CESEDİ ÇÜRÜMEMİŞTİ
Balıkesir’in Havran kazasından olan ülkücü şehit Hasan Tezer’in, askerliğini yeni bitirdiğini ve CHP Gençlik Kolları başkanı ile iki arkadaşı tarafından dövüldükten sonra kurşunlanarak şehit edildiğini biliyor musunuz? Şehadetinden altı ay sonra mahkeme kararıyla mezarı açıldığında, cenazesinin hiç bozulmamış olduğu biliyor musunuz?

32. ŞEHİT EŞİNE İŞKENCE
Bahri Aksu isimli ülkücü şehidimizin, evli ve çocuk sahibiyken Şişli’de vurularak şehit edildiğini... 12 Eylül’de eşinin polisler tarafından gözaltına alındığını ve götürüldüğü Üsküdar Emniyet Müdürlüğü’nde işkenceye uğradığını biliyor muydunuz? Bahri Aksu’nun eşinin daha sonra da, İstanbul MHP Davası’nda sanık olarak yargılandığını biliyor muydunuz? Bil ve Unutma!

33. RAMAZANDA ŞEHİT
İstanbul-Eyüp’te, Marangozlar Sitesi’nde marangozluk yapan Başaran Kambur’un, evli ve çocuk sahibi olup, Eyüp-Ortakçılar semtinde oturduğunu… Başaran’ın mübarek Ramazan ayında, sabahleyin işyerine baskın düzenleyen bir grup komünist militan tarafından otomatik silahlarla taranarak şehit edildiğini.. Cenazesinin, Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verildiğini biliyor muydunuz?

34. DAYANILMAZ ACI
4 Temmuz 1978’de Kayseri’de, 19 yaşında evli olan Bedri Akbaş’ın, şehit edildiğinde bir kızının olduğunu biliyor muydunuz? Şehadetinden sonra bir kızının daha dünyaya geldiğini… ETKO davasından tutuklu bulunan ağabeyi Hasan Hüseyin Akbaş da yaklaşık bir yıl sonra komünistler tarafından yattığı cezaevinde şişlenerek şehit edildiğini biliyor musunuz?

35. EVİN TEK OĞLU
Bekir Çifter’in şehit olduğunda daha 16 yaşında olduğunu ve ailesinin tek erkek evladını olduğunu… Kayserili olan bu ülküdaşımızın doktorların gerekli ilgi ve ihtimamı göstermemeleri sebebiyle şehit düştüğünü biliyor musunuz?

36. BİLE BİLE ŞEHİT OLDU
İstanbul, Zeytinburnu MHP İlçe Başkanlığı görevini yürüten şehit Bekir Şendilmen’in, Zeytinburnu MHP ilçe başkanlığı seçimleri sırasında yöneticililerinden birinin “Biz buraya başkan değil, şehit adayı seçiyoruz.” şeklindeki konuşmasına rağmen adaylığını koyarak başkanlığa seçildiğini biliyor muydunuz? Şendilmen’in, seçildikten kısa bir süre sonra şehit edildiğini... Biliyor muydunuz?

37. 5 AYLIK BEBEK…
8 Mayıs 1979 yılında şehit edilen 26 yaşındaki Bekir Yücel’in, öğretmenlik yaparken şehit edildiğinde 5 aylık bir kızı olduğunu Biliyor musunuz?

38. 2 YAŞINDA ŞEHİT
3 Mart 1980 yılında henüz 2 yaşında bir kız çocuğu olan Bilge Özsoy’un, tarih öğretmenliği ve ev hanımı olan annesi ile birlikte komünist militanlar tarafından ailece dövüldükleri sırada başına isabet eden tekmeler neticesi olay yerinde şehit olduğunu Biliyor Muydunuz?

39. AİLESİNİN TEK ÇOCUĞU
8 Temmuz 1980’de iki arkadaşıyla birlikte şehit olan İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü mezunu Blade Aybars Tekin’in, ailesinin tek çocuğu olduğunu…

40. CAMİYE GİDERKEN…
Tokat Gaziosmanpaşa lisesi 2. Sınıfında okurken şehit edilen Cengis Aslan’ın, 17 yaşında ve okuldan çıkıp Cuma namazını kılmak için camiye giderken yolda komünist militanların açtıkları ateş neticesi şehid olduğunu….

41. 16 YAŞINDAYDI
Cevdet Acar’ın, babasının hırdavatçı dükkânına, çivi almak bahanesiyle gelen komünist bir militan tarafından şehit edildiğinde henüz 16 yaşında olduğunu… Şehadeti sırasında ise ağabeyinin, Ülkücülük suçundan cezaevinde yattığını…

42. 5 BIÇAK DARBESİ
Aslen Malatya’lı olup ailece İskenderun’da Dumlupınar mahallesinde oturan Cihan Kurt’un, 5 bıçak darbesiyle şehit edildiğinde 16 yaşın olduğunu Biliyor Musunuz?

43. DEMİR ÇUBUKLARLA
Ailesinden ayrılarak çalışıp para kazanmak gayesiyle geldiği Antalya’da hamallık yapan Erdal Çor’un, kendilerini durdurup kimliklerini ve siyasi görüşlerini soran bir grup komünistin saldırısına uğradıklarında, demir çubuklarla dövülerek ağır yaralandığı... Ve bir müddet sonra 18 yaşındayken şehitlik makamına ulaştığını biliyor muydunuz?

İFTAR SAATİNDE
10 Eylül 1977’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden yeni mezun olan 21 yaşındaki Erdem Arabacı’nın, Kadir Gecesinde iftara yakın saatlerde komünistlerin saldırısı sonucu şehit olduğunu… Arabacı’nın ailesinin tek erkek çocuğu olduğunu biliyor musunuz?

BEBEĞİNİ GÖREMEDİ…
Balıkesirli Ülkücü şehit Erdoğan Bıyık’ın, 2 Haziran 1979 mahallelerini basan komünistlerle girişilen bir silahlı çatışma esnasında, vücuduna isabet eden tek kurşunla vurularak şehit olduğunu… Bıyık’ın şehadetinden birkaç gün önce ikinci çocuğunun dünyaya geldiğini biliyor muydunuz? Bir çocuğun babasız büyümek zorunda kaldığını düşününüz, bunun acısını biliyor musunuz?

17 YAŞINDAKİ ŞEHİT
Giresun’un Görele ilçesine bağlı Çavuşlu nahiyesinden olan 17 yaşındaki Erdoğan Yılmaz’ın, Vefa Lisesi’nde okurken komünist militanlar tarafından vurularak şehitlik mertebesine ulaştığını…

EYÜP’TEKİ ŞEHİT
2 Şubat 1980’de Eyüp MHP İlçe 2. Başkanı Şaban Ali Terzibaşı’nın 17 yaşındaki oğlu Erkan ile birlikte şehit edildiğini ve Erkan’ın lise 1. sınıf öğrencisi olduğunu biliyor muydunuz?

ACI ÜSTÜNE ACI
Faruk Ferah’ın cezaevinden tahliye olduktan tam 9 gün sonra yani 5 Nisan 1980’de şehit edildiğini… 20 yaşındaki Ferah’ın Eskişehir Bahçelievler Lisesi’nden yeni mezun olduğunu ve oğlunu kaybetmenin acısına dayanamayan babasının kısa bir süre sonra vefat ettiğini biliyor muydunuz? Ülkücü Şehit Faruk Ferah’ın mezarı başına dikilen ve üzerinde “Bir Leylei Kadir’de düşen din için yere” mısraı ile başlayan şiirin kazılı olduğu mezar taşının 12 Eylül’den sonra polisler tarafından sökülerek götürüldüğünü biliyor muydunuz?

10 KEZ SALDIRILDI
Fazıl Ahmet Kurtoğlu 23 yaşında olup, İstanbul’un Kadırga semtinde kalmaktaydı. Ortaköy Eğitim Enstitüsü öğrencisiydi. 13 Aralık 1979 günü Kadırga semtinde komünist militanlar tarafından işkence edildikten sonra şehit edildi. Şehit Kurtoğlu’nun daha önce de, 9 defa silahlı saldırıya uğradığını Biliyor Musunuz?

KATİLİ AMCASININ OĞLU
Adana’nın Karataş ilçesine bağlı Yemişli köyünden 20 yaşındaki şehit Figen Çöktü’nün, komünistlerin baskıları sebebiyle devam ettiği Ticaret Lisesi’ni yarıda bıraktığını ve Çukobirlik Genel Müdürlüğü’nde memur olarak çalıştığını biliyor muydunuz? Olay günü, akşam geç saatlerde evlerine giren biri amcasının oğlu, iki komünist militan tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini Biliyor musunuz?

19 KURŞUN
Konya’lı 18 yaşındaki Haluk Çağan, İstanbul’un Haznedar semtinde oturuyor ve bir oto tamir atölyesinde çalışıyordu. Çağan’ın Komünist militanlarca açılan ateş neticesinde, vücüduna 19 kurşun isabet ederek ağır yaralandığını ve bu sırada ağabeyinin de Ülkücülük suçundan cezaevinde yattığını…

İKİ KARDEŞ
Samsunlu Ülkücü Şehit Hasan Güven’in 18 yaşındayken, alışveriş bahanesiyle bakkal dükkânlarına gelen komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini… 24 Mart 1980’de şehitlik makamına ulaşan Güven’in, 11 gün önce de kardeşinin de şehit düştüğünü biliyor musunuz?

KADİR GECESİ ŞEHİDİ
Ülkücü Şehit Hayrettin Ulubay’ın, 25 yaşındayken 10 Eylül 1977 yılında Ramazan ayının Kadir Gecesinde camiden çıkarken şehit edildiğini… Ulubay’a bıçaklarla saldıran komünist militanlarının içinde o dönemin CHP Sivas Divriği ilçe başkanın kardeşinin de bulunduğunu biliyor musunuz?

1 HAFTALIK EVLİ
Arvin’in Murgul kazasına bağlı Eren köyünden olan Hikmet Yıldırım’ın, 23 Ekim 1978’de şehit edildiğinde 17 yaşında olduğunu… Şehit Yıldırım’ın henüz bir haftalık evli olduğunu ve şehadetinden bir süre sonra, kocasının acısına dayanamayan eşinin de vefat ettiği biliyor muydunuz?

32 KURŞUN…
Elazığ’ın Maden kazasından olan ülkücü şehit Hüseyin Altay’ın, Tuzla Ağır Saç Sanayi Fabrikası’nda öğle paydosunda iş yerine gelirken komünist militanlar tarafından şehit edildiğinde 32 kurşun yarası olduğunun tespit edildiğini biliyor muydunuz?

İŞKENCENİN BÖYLESİ
Hüseyin Bayram’ın 17 yaşında Ülkücülük suçundan girdiği Antalya Kapalı Cezaevi’nde komünist mahkûmların isyanı sırasında, önce şiş ve bıçak darbeleri ile ağır yaralandığını... Sonra da, başına tüplerle vurularak ezilmek suretiyle şehit edildiğini biliyor muydunuz? Bayram’ın cenazesin, polisler tarafından gizlice bir çukura gömülmek üzereyken ülküdaşlarının yetişerek müdahale etmesi üzerine, cenaze namazının kılıp Antalya’nın Kütükçü Mezarlığı’na defnedildiğini biliyor muydunuz?

RAMAZAN BAYRAMININ İLK GÜNÜ
22 yaşındaki Hüseyin Büyükkoz’un, İstanbul Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu Makina bölümü öğrencisiyken, Şişli’de komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehitlik mertebesine eriştiğini… Şehit edildiği gün 1976 yılının Ramazan Bayramı’nın ilk günü olduğunu biliyor muydunuz?

DAYANAMAYAN BABA
Samsun’lu Hasan Güven’in 13 Mart 1980 günü 16 yaşındayken şehadet şerbeti içtiğini ve ondan 11 sonra ağabeyi Hasan Güven’in şehit düştüğünü biliyor muydunuz? Art arda iki oğlunu şehit veren baba Dursun Ali Güven’in de bu acılara dayanamayarak, kısa bir süre sonra vefat ettiğini biliyor muydunuz?

RAMAZANDA ŞEHİT
Tokat’ın Niksar kazasından olan Hüseyin Sobacının, çalışmak için gittiği İstanbul’da Beşiktaş’taki Migros mağazasının önünde, 13 Ağustos 1979 günü yani Ramazan ayında komünist militanlar tarafından çembere alınıp yere yatırıldıktan sonra kurşunlanmak suretiyle şehit edildiğini biliyor muydunuz?

ŞEHİT OLACAĞINI SÖYLEDİ
Ülkücü Şehitlerden İbrahim Çalık, 25 yaşında olup İstanbul-Zeytinburnu Sümer mahallesinde oturuyordu. 25 Eylül 1979 günü arkadaşları ile birlikte otururken buraya baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Olaydan biraz önce, birlikte oturduğu arkadaşlarını “Ben bugün şehit edileceğim, siz bu masadan uzaklaşın” diyerek uyardığını biliyor muydunuz? Peki Çalık’ın, ailesinin tek oğlu olduğunu biliyor musunuz?

AİLESİNİN TEK OĞLU
16 Ağustos 1980’de 17 yaşındayken Ülkücü şehitler kervanına katılan İbrahim Nalbantoğlu’nun ailesinin tek oğlu olduğunu biliyor muydunuz?

BABASIZ KALDILAR
Ülkücü Şehit İlhami Balcı’nın 27 Temmuz 1979 yılında kendisine ait olan bakkal dükkânında iftarda orucunu açtığı sırada kardeşi ile birlikte şehit olduğunu biliyor muydunuz? 27 yaşındaki Balcı’nın, genç eşinin dul, 2 çocuğunun babasız kaldığını…

DOĞAN BEBEK
Adana’da Karşıyaka Lisesi’nin müdürlüğünü yapan 32 yaşındaki İlhan Demir’in, ramazan ayında okulu basan komünist militanlarca kurşunlanarak şehit edildiğini… Şehit Demir’in 5 Ağustos 1980’de şehit edildiğinde bir kaç aylık kız çocuğunun olduğunu biliyor musunuz?

MEZARI PARÇALANDI
İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümü 1. sınıf öğrencisi olan İrfan Öğütçü’nün İstanbul Fikirtepe’de Eğitim Enstitüsü’nün yanındaki Mandra caddesinde bildiri dağıtırken şehit edildiğini… 19 yaşında şehit olan Öğütçü’nün şehadetinden yaklaşık 3 sene sonra da kardeşinin de şehit edildiğini biliyor muydunuz? Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunan şehit İrfan Öğütçü’nün mezarının, komünistler tarafından defalarca tahrip edildiğini biliyor muydunuz?

ASKERİ ARAÇ
İrfan Teksan’ın, 6 Mart 1980’de 19 yaşındayken Ankara-Yenimahalle’de, bir kaç saat önce şehit edilen Yavuz Turhan’ın kardeşini teskin ve teselli ederken yanlarından geçmekte olan bir askeri araçtan yaylım ateşi neticesi sırtından çok sayıda kurşun yiyerek şehit düştüğünü biliyor muydunuz? Daha sonra olayda silah kullanan askerlere mükafat olarak 250’şer lira para verildiğini biliyor muydunuz?

YARALARI İYİLEŞMEMİŞTİ
30 Ağustos 1980’de şehit edilen İsa Oduncu’nun, askerden izne geldiğinde komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini… Şehit edildiğinde daha önce uğradığı saldırısı esnasında aldığı yaraların henüz iyileşmediğini biliyor muydunuz?

8 ÇOCUK BABASI
İsmail Aslan’ın Zeytinburnu MHP ilçe başkanlığı yaptığı sırada Yenidoğan mahallesindeki kendisine ait tüp-gaz bayiliğinde komünist militanlarca şehid edildiğini… Aslen Konyalı olan 55 yaşındaki Aslan’ın 8 çocuk babası olduğunu biliyor musunuz?

SERUMU ÇEKİLEN ŞEHİT
Uşak MHP Merkez ilçe başkanı İsmail Bahadır’ın 30 Mart 1980 tarihinde, akşamleyin evine giderken iki komünist militan tarafından vurularak ağır yaralandığını biliyor muydunuz? Kaldırıldığı Uşak Devlet Hastanesi’nde gerekli tıbbi müdahale yapılmadığı gibi kimliği anlaşılınca koluna takılan serum da çekilerek şehit edildiğini biliyor muydunuz?

BİNLERCE KİŞİNİN ÖNÜNDE
21 Kasım 1975’te 23 yaşında şehitlik mertebesine erişen İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği bölümü 3. sınıf öğrencisi İsmail Tığlı’nın, İstanbul Beyazıt Meydanı’nda, Marmara Kıraathanesi’nin önünde, üstünde “Türkiye Bölünmez Bir Bütündür.” yazılı bir pankartı asarken, komünist militanlar tarafından binlerce kişinin gözleri önünde kurşunlanarak şehit edildiğini biliyor musunuz?

KUR’AN OKURKEN…
Ülkücü Şehitlerden İsmail Tomaç’ın, 5 Haziran 1980’de Bursa’nın Çınar mahallesindeki kırtasiyeci dükkânında Kur’an-ı Kerim okurken, komünist militanlar tarafından şehit edildiğini biliyor muydunuz? Ya İsmail Tomaç’ın, yeni evli olup şehadeti sırasında 13 günlük olan bir çocuğunun olduğunu, biliyor muydunuz?

EŞİNİN YANINDA
Kamil Suncak isimli ülkücü şehidimizin, 9 Ekim 1976’da kendisine daha önce zorla dergi satmak isteyen fakat almadığı için kızan komünist militanlar tarafından, eşiyle birlikte çarşıdan evine dönerken sırtından kurşunlanarak şehit olduğunu biliyor musunuz?

BABASININ GÖZLERİ ÖNÜNDE
İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okuyan ve aslen Kahramanmaraş olan Levent Erkenez’in kaldığı eve basın yapan komünist militanlar tarafından yatağından kaldırılıp kardeşi, amcasının oğlu ve babasının gözleri önünde kurşuna dizilerek şehit edildiğini biliyor musunuz?

İŞARETLE KILINAN NAMAZ
Eskişehir’in Kırmızıtoprak mahallesinde oturduğu evine dönerken demir çubuklarla dövülerek ağır yaralanan 21 yaşındaki Levent Gökpınarlı’nın, uzun müddet tedavi görmesine rağmen iyileşemediğini biliyor muydunuz? Son olarak kaldırıldığı İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi görmekteyken, geçirdiği bir beyin kanaması neticesi şehit düştüğünü… 7 Ocak 1980’de ülkücü şehitler kervanına katılan Gökpınar’ın, vefat emden önce namazını oturtulduğu hasta sandalyesinde işaretle kıldığını biliyor musunuz?

İKİ KARDEŞ ŞEHİT
Mehmet Bahattin Nariç’in, 4 Ağustos 1980’de Mecidiyeköy, Gülbağ mahallesindeki bakkal dükkânlarına silahlı bir baskın düzenleyen komünist militanlarca kardeşi ile birlikte şehid edildiğini biliyor muydunuz?

EŞİ HAMİLEYDİ
15 Temmuz 1978’de şehit edilen Mehmet Gümüşbaş’ın, komünist militanlar tarafından şehit edildiğinde, eşinin hamile olduğunu ve doğan çocuğuna Çağrı isminin verildiğini biliyor muydunuz?

6 GÜNLÜK BEBEĞİ VARDI
22 Kasım 1979 ülkücü şehitler kervanına katılan Meriç Dikicinin, Zeytinburnu’nda şehit edildiğinde henüz 6 günlük bir bebeğinin olduğunu biliyor musunuz?

16 YAŞINDAYDI
Ülkücü şehit Mehmet Akarsu’nun, Balıkesir Gönen’de 3 Temmuz 1979 günü şehit edildiğinde, henüz 16 yaşında olduğunu biliyor musunuz?

7 ÇOCUK BABASI
29 Ağustos 1979’da 48 yaşındayken, Adana’da şehit edilen Murat Aras’ın, 7 çocuk babası olduğunu biliyor muydunuz?

DÖNMEYEN ŞEHİD
29 Mayıs 1979 günü şehit edilen Adanalı Metin Bilir’in, komünistler tarafından şehit edilmesinin sebebinin ülkücülükten vazgeçmemesi olduğunu biliyor muydunuz? 19 Mayıs Ortaokulu son sınıf öğrencisi olan Metin Bilir’in, henüz 16 yaşında olduğunu biliyor muydunuz?

KATİL POLİS
14 Aralık 1978 günü şehitlik makamına ulaşan Murat Kılıç’ın, arkadaşlarıyla birlikte Mecidiyeköy semtinde afiş astığı bir sırada, üzerilerine ateş açan komünist militanlara karşılık verirken, olay yerine gelen polisler tarafından otomatik silahlarla taranarak şehit edildiğini biliyor muydunuz?

KAFASINA TAŞLA VURDULAR
28 Mayıs 1979 şehitlik mertebesine yükselen 17 yaşındaki Adanalı şehit Murat Name’nin, komünist militanların evinin yakınlarında açtıkları ateş neticesi ağır yaralandığı halde, ölmediğini gören militanlar tarafından kafasına taşla vurularak şehit edildiği Biliyor muydunuz?

İFTAR EDERLERKEN
Ankara’nın Keskin ilçesinden 22 yaşındaki Mustafa Balcı’nın, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olduğunu ve 27 Temmuz 1979 günü ağabeyine ait bakkal dükkânında iftar ederken, ağabeyi ile birlikte şehid edildiğini biliyor musunuz?

İFTAR VAKTİ
Ülkücü Şehitlerimizden Mustafa Usul’un, 29 Temmuz 1980’de 16 yaşındayken bir ramazan ayında, iftara yakın saatte şehit edildiğini biliyor muydunuz?

5 ÇOCUK ANNESİ
Ülkücü şehitlerden Mürüvvet Kekilli’nin, Ülkücü Hareketin konserlerin giden bir ses sanatçısı olduğunu biliyor muydunuz? Kekilli’nin, Adana MHP İl Kadın Kolları Başkanlığını yaptığını ve 5 çocuk annesi olduğunu biliyor muydunuz?

ÇOCUĞUNU GÖREMEDİ
İskenderun’da Nadir Ünal isimli ülkücü şehidimizin, 3 Ağustos 1979 günü Ramazanında, evine giderken demir çubuklarla dövülerek öldürüldüğünü, henüz 26 yaşında ve yeni evli olduğunu… Şahadetinden sonra Kürşad isimli bir oğlu olduğunu Biliyor Muydunuz?

KURŞUN YAĞDIRILDI
Ordu’nun Aybastı ilçesine bağlı Sefalı köyünden 25 yaşındaki Nevzat Karayün’ün, Ülkücülük suçundan (!) girdiği cezaevinden kaçtıktan sonra kalmakta olduğu bağ evinin askerlerce kuşatılarak saatlerce kurşun yağdırılmak suretiyle şehit edildiğini biliyor muydunuz?

‘POL-DER’Lİ POLİSLER
29 Mayıs 1980’tarihinde 17 yaşındaki İmam-Hatip öğrencisi Nihat Aksu’nun, Gün Sazak’ın cenazesinin getirileceği gün, gece geç saatlerde Bahçelievler Lisesi önünde duvarlara yazı yazarken, Pol-Der.li polislerin açtıkları ateş neticesi vurularak şehit olduğunu…

2. ŞEHİT
19 yaşındaki Orhan Kadir Öğütçü’nün, babasına ait işyerine baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini… Öğütçü’nün ağabeyinin de daha önce şehit düştüğünü biliyor muydunuz?

RAMAZAN BAYRAMI
24 Ağustos 1979 ülkücü şehitler kervanın katılan 17 yaşındaki Osman Güçlü’nün, Ramazan Bayramı’nın ilk günü şehit düştüğünü biliyor musunuz?

YAZILARI SİLERKEN
Osman Tan isimli ülkücü şehidimizin 19 yaşındayken, 4 Mayıs 1980’de Samsun’da arkadaşı ile birlikte, mahallesinde komünistler tarafından duvarlara yazılan sloganları silerken şehit edildiğini…

AMCASININ OĞLU
Niğde’nin Ulukışla ilçesinden olan ve Gaziantep Eğitim Enstitüsü’nde okuyan Ömer Tunçkanat isimli 20 yaşındaki ülkücü şehidimizin, komünist grubun içerisindeki amcasının oğlu tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini biliyor musunuz?

İFTAR VAKTİ
3 Ağustos 1979’da şehit edilen Mustafa Yüce’nin, henüz 17 yaşında olduğunu ve evlerinin önünde bir iftar vakti şehid edildiğini biliyor musunuz?

KATLEDEN POLİS
1 Haziran 1980 şehit edilen Özcan Mertçökün, isimli şehidimizin Adana’nın Yurt mahallesinde evinin civarında dolaşırken peşinden gelen bir polis ekibi tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini biliyor muydunuz?

5. KATTAN ATILDI
Bulgaristan göçmeni bir ailenin tek çocuğu olan 17 yaşındaki Rafet Demir’in, daha önce kendisini döven 2 komünistin cesedinin polis tarafından bulunması üzerine, Bursa Emniyet Müdürlüğü’ne götürülerek yapmadığı suçu itiraf etmesini isteyen polisler tarafından işkence ile öldürüldüğünü biliyor muydunuz? Ayrıca Demir’in, cesedinin intihar süsü verilmek için elleri kelepçeli olarak beşinci kattan aşağıya atıldığını Biliyor musunuz?

EVLAT ACISI
8 Şubat 1980’de, 19 yaşındayken komünist militanlar tarafından Cuma namazını sonrası şehit edilen Resul Şahin’in, oğlunun acısına dayanamayan annesinin önce felç olduğunu ve sonra vefat ettiğini biliyor musunuz?

CAMİYE GİDEKEN
18 Mayıs 1978’de Artvin’in Borçka ilçesinden Rıfat Genç’in, ilkokul öğretmenliği yaptığı sırada camiye giderken şehit edildiğinde eşinin de hamile olduğunu biliyor musunuz?

CAMİDEN ÇIKMIŞTI
22 yaşındaki Sebahattin Güldane isimli ülkücü şehidimizin, 16 Temmuz 1980’ninin Ramazan gününde, akşam namazını kıldığı Banaz Asfalt Camii’nden çıkarken komünist militanlar tarafından kurşunlanarak caminin kapısında şehit edildiğini biliyor muydunuz?

EVİNE BASKIN
10 Eylül 1980’de şehitlik mertebesine ulaşan 16 yaşındaki Sıddık Güler’in, evindeyken polis kılığında baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından bir arkadaşı ile birlikte şehit edildiğini Biliyor musunuz?

13 KURŞUN
3 çocuk babası Sıtkı Aydın isimli şehidimizin, TRT’de memur olarak çalışırken komünist militanlar tarafından oturduğu kahvehanenin silahla taranması neticesinde, sırtından yediği 13 kurşun yarası ile şehit düştüğünü biliyor muydunuz?

CEZAEVİNDEN YENİ ÇIKMIŞTI
24 Ekim 1979 tarihinde şehit olan Niğde’nin Koyunlu kasabasından 22 yaşındaki Şerafettin Karcı’nın, Eskişehir Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü öğrencisi olduğunu biliyor muydunuz? Kalbine isabet eden tek kurşunla vurulduğunu ve ülkücülük suçundan girdiği cezaevinden bir gün önce çıktığını biliyor muydunuz?

2 KEZ İDAM EDİLMİŞTİ
27 yaşındaki ülkücü şehidimiz Turgut Demirkaya’nın, komünistler tarafından işkence ile öldürülmesinden evvel, ülkücülük suçundan cezaevine girerek iki defa idam cezasına çarptırıldığını ve sekiz yıl hapis yattıktan sonra da suçsuzluğu anlaşılarak Yargıtay tarafından serbest bırakıldığını biliyor muydunuz?

ORTAOKUL ÖĞRENCİSİYDİ
30 Aralık 1970’de Trabzon’da, kalbine aldığı tek kurşunla şehit olan 16 yaşındaki Ümit Beyazçavdar’ın, henüz ortaokul öğrencisi olduğunu biliyor muydunuz?

ÇOCUĞUNA SU VERİRKEN
9 Ağustos 1980 günü Gaziantep’in Kilis ilçesinde, evli ve dört çocuk babası olan Vakıf Oğuz’un susayan çocuğuna çeşmeden su içirdiği sırada, komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini Biliyor musunuz?

ÜGD KURUCULARINDANDI
14 Kasım 1977’de şehitlik mertebesine erişen 21 yaşındaki İmam-Hatip öğrencisi Yahya Aktaş’ın, Uşak Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucularından ve Hergün Gazetesinin Uşak muhabirliğini yaptığını biliyor musunuz?

YENİ EVLİYDİ
Yahya Gözütok isimli ülkücü şehidimizin 22 Ağustos 1980’de şehit düştüğünde, yeni evli olduğunu biliyor muydunuz?

4 ÇOCUK BABASI
3 Eylül 1980’de Adana şehit düşen 25 yaşındaki Yaşar Akgül’ün, 4 çocuk babası olduğunu biliyor muydunuz?

BU NASIL İŞ…
Sivas’lı olup İstanbul’un Fatih’e bağlı Çarşamba semtinde oturan ve 18 Kasım 1978’de ülkücü şehitler kervanına katılan Yaşar Canikligil’in, Elazığlılar Kıraathanesi’nde otururken, genel kontrol bahanesi ile gelen Pol-Der’li polislerce üstü arandıktan sonra içeri giren komünist bir militan tarafından kurşunlanarak şehit edildiğini…

16 YAŞINDA…
17 Mart 1980’de, Çorum’lu ülkücü şehid Yaşar Doğan’ın, 16 yaşındayken şehit edildiğinde Ülkücülük suçundan girdiği cezaevinden yeni çıktığını biliyor musunuz?

BENİ DE ŞEHİT EDEBİLİRLER
İstanbul Galatasaray Mühendislik Yüksekokulu Makina bölümü son sınıf öğrencisi Çankırı’lı 25 yaşındaki Yusuf Tanık’ın, şahadetinden bir gün önce şehit olan Hüseyin Büyükkoz’un cenazesinde yaptığı konuşmada “Bugün Hüseyin’i vurdular yarın beni de şehit edebilirler” dediğini biliyor musunuz?
18 octobre

Alparslan Türkeşin Sözleri

Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Alınan görevleri yapmak ve yapıldığını takip etmek lâzımdır. Millet hayatında başarı devamlılığa bağlıdır.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Bizim savunduğumuz Dokuz Işık'çı sistemin hedefi Türk Milletinin her ferdini mülk sahibi yapmaktır.

İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır

 

14 février

Hz. Mevlana Özlü Sözleri

Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları: 

· Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
· Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
· Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
· Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
· İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
· Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
· Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
· Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
· Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
· Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
· Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
· Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
· Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
· Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
· O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
· Genişlik, sabırdan doğar.
· Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
· Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
· Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
· Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
· Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
· Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.
· Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
· Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
· Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
· Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
· Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.
. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..
· Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış,kendiliğinden gelmedi sana,onu sen çağırdın.
· İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
· Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
· Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var
· Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
· Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.
· Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.
· Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.
· Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?
· Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
· Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.
· Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.
· Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.
· Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.
· Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.
· Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
· Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.
· Verdiğini geri alan kişi, ***** gibi kusmuğunu yemiş olur.
· Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.
· Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.
· Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
· Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
· Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
· Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler
· Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.
· Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
· Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.
· Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
· Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.
· Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
· Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
· Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.
· Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
· Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
· Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
· Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.
· Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
· Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.
· Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
· Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
· İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.
· İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
· A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
· Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
· Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
· Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
· O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
· Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra
· Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.
· Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
· Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.
· İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.
· Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
· Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.
· Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
· Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
· Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz
· Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
· Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.
· Dert, insana yol gösterir.
· İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
· İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur.
· Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak, yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz.
· Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz. Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir.
· Değil mi ki gönül mutfağında yemekler tabak tabak, peki ne diye aşağılık kişilerin mutfağına kase tutacakmışım?
· Hangi tohum yere ekildi de bitmedi, ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun?
· Testi taştan korkar ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar.
· Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak,
sırları örtmek yaraşır.
· Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede?
· Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren mum ve petek değildir. Arı biziz. Şekil sadece bizim imal ettiğimiz mumdur
· Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir.
· Sözün içini elde etmek için harf kabuğunu yar. Saçlar da sevgilinin yüzünü, gözünü örter.
· Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.
· Biz, tulumla, küple, testilerle tatmin olmayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün.
· Dünyaya demir atmış Karun'u, yer çekti, yuttu. Ulular ulusu İsa'yı gökyüzü çekti, yüceltti.
· Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır.
· Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır.
· Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı'dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz.
· Bir köpeğin önüne bir çuval şeker koysan bile, onun gönlü yine leş peşindedir. Şekerden ne anlar o?
· Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O'nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır.
· Küfürle iman, yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onları ayıran bir berzah var, birbirine karışmazlar.
· Köpekler gibi kızmayı bırak, arslanların gazabına bak. Arslanların gazabını görünce de var, bir yaşına girmiş koyun gibi yavaş ol.
· Din evinde haset faresi bir delik açar ama kedinin bir miyavlaması ile ürker kaçar.
· Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıfları.
· Mümin bir kopuza benzer. Madem ki inanan kişi feryat edip ağlamada kopuzdur, kopuz kendisine mızrap vuran olmadıkça feryat etmez.
· Madem ki, akıl babandır beden de anan, oğulsan babanın yüzüne bak.
· Yeryüzü ile dağda aşk olsaydı, gönüllerinde bir ot bile bitmezdi.
· Kuş, kafeste kaldıkça başkasının buyruğu altındadır. Kafes kırıldı da kuş uçtu mu, nerede ona geçecek buyruklar?
· Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun. Çanağı yere çal,
· İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır.
· Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz?
· O kadar çok koşmayın, o kadar yorulmayın, şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta da o olmuştur.
· Bir lağımın pis kokusunu koklamak, ruhu kokuşmuş zenginlerle sohbetten yüz misli iyidir.
· Sen, yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan tatlı süt haline gelmez.
· Hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir.
· Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.
· Tohum yerde gizlenir de, o gizlenmesi bağın, bahçenin yeşermesine sebep olur.
· Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor sanır.
· Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan!
· Firavun, yüzbinlerce çocuk öldürttü, aradığıysa evinin içindeydi.
· Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur.
· Aynanın berraklığını yüzüne karşı söylersen, ayna hemen buğulanır, seni göstermez olur.
· Eşek, suyun kadrini bilseydi, ayak yerine baş koyardı ırmağa.
· Aklın deveciye benzer, sense devesin. Aklın seni ram eder, ister istemez dilediği yere çeker götürür.
· Eğer parça buçukta bütünle beraberdir, ondan ayrılmaz diyorsan, diken ye, diken de gülle beraberdir.
· Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de.
· Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret.
· Yoksul, cömertliğin aynasıdır.
· Peygamberler insanları Allah'a ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsanların hepsi bir bedense, kulla Allah birleşmişse kimi kime ulaştıracaklar?
· Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu görmüştür. Düşünenlerin
düşündürdükleri...
· Sabır, genişliğin anahtarıdır.
· Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur.
· Ana karnındaki çocuğa doğmak, dünyadan göçmektir
· Somuna benzer bir şey düzsen, emdin mi, şeker gelir ondan, ekmek tadı değil.
· Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.
· Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca ne güzel katıktır.
· Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur.
· İnanan, inananın aynasıdır.
· Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak
· Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir.
· Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint'li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne, ona bak.
· Yokluk, varlığın aynasıdır.
· Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan.
· Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir.
· Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur.
· Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.
· Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı?
· Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi?
· Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar.
· Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı'dan medet umuyorlar.
· Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir?
· İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize.
· Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa'nın eli nerede
· Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir.
· Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir.
· Bağış, kine merhemdir.
· Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç?
· Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal.
· Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur.
· Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari.
· Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil.
· Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur.
· Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.
· Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir?
· Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir.
. Bal yiyen arısından gocunmaz..
· Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o.
· Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?
· Davud'un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor.
· Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur.
· Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var.
· Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek.
· İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır.
· Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın.
· Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.
· Sen, yerdeki yeşillik gibisin, ayağın bağlı. Bir yel esti mi, tam inanca ulaşmadan başını sallarsın.
· Oltandaki et lokması, balık avlamak içindir. Öyle lokma ne bağıştır ne cömertlik.
· Sözün eğri olsa da, anlamı doğru bulunsa, sözdeki o eğrilik, Tanrı'ya makbuldür.
· İçen akıllıysa, aklının parlaklığı daha da artar, fakat kötü huyluysa daha beter olur. Ama halkın çoğu kötü olduğundan, beğenilmez huylara sahip bulunduğundan, içki herkese haram edilmiştir.
· Eşeğin ardını öpmekte bir tat, tuz yoktur. Faydasız yere, sakalını, bıyığını kokutur.
· Pirlik, saçın sakalın ağarması ile elde edilmez. İblisten daha ihtiyar kim var?
· Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.
· Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider.
· Öküz, ansızın Bağdat'a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre karpuz kabuğunu görür.
· Hani bir hayvan vardır, porsuktur adı. Dayak yedikçe semirir, büyür, köteği yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça semirir, insan da gerçekte porsuktur, çünkü o da dert, mihnet sopasıyla büyür, semizleşir.
· Uçan kuş, yeryüzünde kalsa tasalanır, derde düşse ağlayıp inlemeye koyulur. Fakat ev kuşu, kümes hayvanı, yeryüzünde sevinçle yürür, yem toplar, neşeyle koşar durur.
· Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez.
· Hoş, güzel ömür, yakınlık aleminde can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise fışkı yemeye yarar.
· Kin, sapıklığın da aslıdır, kafirliğin de.
· Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
· İnciyi sedefin içinde ara, hüneri de sanat ehlinden iste.
· İnsan bir ağaca benzer, kökü, ahdinde durmaktır.
· Susmakla canın özü, yüzlerce gelişmeye ulaşır. Ama söz, dile geldi mi, öz harcanır.
· Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu?
· Hırs, çirkinlikleri bile güzel gösterir.
· Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç?

· Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin.
· Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.
· Demirciliği bilmiyorsan, demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da.
· Taş, taşlıktan çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç?
· Padişah, töhmet altına alınanı Karun'a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün.
· Eğri ayağın gölgesi de eğridir.
· Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini görse bile, Tanrı'yı görmüş olur.
· Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur.
· Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak.
· Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa yukarı.
· Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak

 

 

  Oğuz Kağan

 
 
 
 

Madem ki ben kağanınız oldum,
ordumuzun kargıları demirden bir orman,
gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır...

 
 
 
 
 

Oğuz Kağan Destanı, Hun Türklerinin destanıdır. Fakat bu destanın bugün elimizde bulunan parçası, İslâmiyet'ten sonra, 13. yüzyılda, Uygur Türkçe'siyle yazıya geçirilmiştir. Aslında destan çok uzundu. Bugün "Dede Korkut Hikâyeleri" diye bildiğimiz yazılar, o destanın İslâmi geleneğe adapte edilmiş bölümlerinden başka bir şey değildir. Aşağıda bugünkü Türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiş parça, İslâmiyet'ten sonra yazılmış olmasına rağmen, orijinalliğini oldukça korumuştur. Oğuz Destanı'nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır, o da Paris'teki "Bibliothegue Naionale"dedir. Bu kütüphanenin "Türkçe Eserler" seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor.

Bu yazma günümüz Türkçesine Reşid Rahmeti Arat tarafından çevrildi ve 1936'da yayınlandı. Daha sonra 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığı'nın "1000 Temel Eser" dizisinde, Muharrem Ergin'in açıklayıcı önsözü ile, Uygurca metin de eklenerek tekrar yayınlandı.

Destanın kahramanı Oğuz Kağan'ın, Asya Hunlarının en büyük, en ünlü kağanı olan Mete (Motun) olduğunda birçok tarihçi birleşiyor. Belki bu destan Mete'den evvel de vardı. Mete'nin ünü, kahramanlıkları ve hayatının Oğuz Kağan'ın hayatına benzemesi, Oğuz Kağan'ın aslında Mete olacağını düşündürmüştür.

Türkler, İslâmiyet'ten önce de, sonra da Oğuz Kağan'ı ata saymışlardır. Tarih, Hunlar'dan Osmanlılara kadar bütün Türklerin, Horasan, Azerbaycan, Irak, Anadolu, Balkanlar, Kırım, Ukrayna, Kuzey Afrika'da devlet kurmuş Türk topluluklarının hep aynı Hun-Oğuz birliğinin torunları olduğunu gösteriyor.

Oğuz Kağan'ın annesi Ay Kağan idi. Destan, Ay Kağan'ın Oğuz'u doğurduğu günden başlıyor ve Oğuz Kağan'ın yaşlanıp büyük Türk ilini oğullarına paylaştırması ile sona eriyor. Fakat tekrar edelim: Bu destanın sadece bir bölümüdür. Başından, ortasından ve sonundan eksiklikler çoktur. Umarız bir gün tam metin bulunur.

 
     
 

 
 

Minyatürdeki Oğuz : Türk Milleti'nin ilk ve büyük hakanı OĞUZ HAN'ı gösteren bir minyatür.

 
 



Oğuz Kağan Destanı
 

 
 

...Günlerden bir gün, Ay Kağan'ın gözü parladı, doğum sancıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök gibi parlaktı. Ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi.

Bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti, bir daha içmedi. Çiğ et, aş ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli), beli kurt beli gibi (ince), omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. Yılkı güder, ata biner, av avlardı. Günlerden, gecelerden sonra yiğit (delikanlı) oldu.

O çağda, o yerde bir ulu orman vardı. Bu ormanda dereler, gözeler çoktu. Buraya gelen avlar, uçan kuşlar da çoktu. Ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: Yılkıları, insanları yiyen, çok büyük yaman bir canavar! (metinde gergedan olarak geçiyor). Bu canavar, halkı ağır bir eziyetle ezmiş, sindirmişti.

Oğuz Kağan çok cesur yiğitti. Bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. Kargı, yay, ok, kılıç, kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti).

(Önce) bir geyik yakaladı. Onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. Sabahleyin tan ağarırken yine geldi. Gördü ki canavar geyiği kapmış.

(Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş.

(Bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip, başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek, alıp gitti.

Tekrar (aynı yere) geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. Yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. Ondan sonra dedi ki: Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü. Çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü. Çünkü okum bakırdandı.

Gene günlerden bir gün, Oğuz Kağan bir yerde Tanrı'ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı ve gökten bir gök (mavi) ışık düştü. Güneşten, aydan daha parlak bir ışıktı. Oğuz Kağan (bu ışığa doğru) yürüdü. Gördü ki, ışığın ortasında bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Başında ateşli ve parlak bir beni yardı. Altın kazık (demir kazık yıldızı) gibiydi. Öyle güzel bir kızdı ki, gülse mavi gök gülüyor, ağlasa mavi gök de ağlıyordu.

Oğuz Kağan onu görünce usu (aklı) gitti. Onu sevdi ve aldı. Onunla yattı ve dileği oldu. Kız hamile kaldı.

Günlerden gecelerden sonra (kızın gözleri) parladı. Üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne de Yıldız adını koydular.

Gene bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Önünde, bir göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Çok görümlü (güzel) kızdı. Gözü gökten daha gök (mavi) idi. Saçları dere gibi dalgalı, dişleri inci gibiydi. O kadar güzeldi ki, yeryüzü insanları onu görse "Ay ay, ah ah, ölüyoruz!" diye sütten kımız olurlardı.

Oğuz Kağan onu gördükte usu (aklı) gitti, yüreğine od düştü. Onu sevdi, aldı. Onunla yattı, dileği oldu. Kız döl-boğa (hamile) kaldı.

Günler ve gecelerden sonra (bu hatunun da) gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök, ikincisine Dağ, üçüncüsüne Deniz adını koydular.

Ondan sonra Oğuz Kağan büyük bir toy verdi. Halka yarlıg gönderdi. Çağırılan halk, birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.

Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere ve halka yarlıg verdi. Dedi ki:

Ben sizlere oldum kağan,
Alalım yay ile kalkan,
Nişan olsun bize buyan,
Bozkurt olsun bize uran,
Demir kargı olsun orman,
Av yerinde yürüsün kulan,
Daha deniz, daha müren,
Güneş tuğ olsun, gök kurıkan.


Gene ondan sonra, Oğuz Kağan dört yöne yarlıg yolladı. Bildiriler bildirdi ve elçilerine verip gönderdi. Bu bildiriler şöyle yazılmıştı:

"Ben Uygurlar'ın kağanıyım, yerin dört bucağının kağanı olsam gerektir. Sizlerden baş eğmenizi istiyorum. Kim benim ağzıma bakarsa (ağzımdan çıkan emirlere uyarsa), hediyelerini kabul eder, onu dost bilirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim, onu düşman tutar, çeri çıkarıp baskın yapar ve astırırım, yok ederim!"

Gene o çağda, sağ yanda, Altın Kağan denen bir kağan vardı. Bu Altın Kağan Oğuz Kağan'a elçi gönderdi. Pek çok altın, gümüş, yakut taşlar, pek çok mücevher yollayarak bunları Oğuz Kağan'a saygı ile sundu. Onun emirlerini dinledi ve iyi vergilerle dostluğunu sağladı.

Sol yanda Urum denen bir kağan vardı. Bu kağanın çerileri çok çok, balıgları (şehirleri) çok çok idi. Bu Urum kağanı Oğuz Kağan'ın yarlığını (buyruğunu) dinlemezdi. "Ben onun sözünü tutmam" derdi.

Oğuz Kağan gazaba gelerek onun üzerine yürümek istedi. Tuğlarını kaldırıp askeriyle onun üzerine yürüdü.

Kırk gün sonra Muz Dağ (Buz Dağ) denen dağın eteğine geldi. Burada çadırını kurdurdu ve uyudu.

Ertesi gün, tan ağarırken, Oğuz Kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. O kurt, Oğuz Kâğan'a dedi ki, "Ey, ey Oğuz! Sen Urum üzerine yürümek istiyorsun, ey ey Oğuz, ben de senin önünde yürümek İstiyorum!"

Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını durdurdu ve gitti. Gördü ki çerinin önünde gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt yürümekte ve kurdun ardı sıra ordu ilerlemektedir.

Gök tüylü, gök yeleli bu büyük kurt, bir nice gün gittikten sonra durdu. Oğuz dahi çerisi ile durdu. Burada İtil Müren denen bir deniz vardı. Bu itil Müren'in yanında, bir kara dağ önünde vuruşgu (vuruşma, çarpışma) oldu. Okla, kargı ile, kılıçla vuruştular.

Çerilerin arasında vurulan çok oldu. Halkın gönüllerinde kaygı çok oldu. Tutuşma ve vuruşma öyle yaman oldu ki, İtil Müren'in suyu zencefre gibi kıpkızıl oldu. Oğuz Kağan yendi. Urum Kağan kaçtı.

Oğuz Kağan, Urum Kağan'ın kağanlığını ve halkını aldı. Ordusuna canlı cansız pek çok ganimet düştü.

Urum Kağan'ın bir kardeşi vardı. Adı Uruz Beğ idi. Bu Uruz Beğ, oğlunu dağ başında, derin ırmak arasında, iyi tahkim edilmiş bir şehre yolladı. Dedi ki: "Şehri korumak gerek, sen şehri iyi sakla (koru), vuruşgulardan sonra bize gel."

Oğuz Kağan bu şehre yürüdü. Uruz Beğ'in oğlu ona çok çok altın, gümüş yolladı. Dedi ki: "Ey Oğuz Kağan, sen benim kağanımsın. Babam bana bu şehri verdi ye 'şehri korumak gerek, şehri benim için sakla ve vuruşgulardan sonra gel' dedi. "Babam sana kızdı ise bu benim suçum olur mu? Ben senin buyruğunu yerine getirmeye hazırım. Bizim kut'umuz (devletimiz, mutluluğumuz) senin kut'un olmuş. Bizim uruğumuz (soyumuz) senin ağacının yemişindendir. Tanrı sana yer verip buyurmuştur. Ben sana başımı, kut'umu (devletimi) veriyorum. Sana vergi verir, dostluktan çıkmam" dedi.

Oğuz Kağan yiğidin sözlerini güzel gördü, sevindi ve: "Bana çok altın yollamışsın, şehri iyi saklamışsın (korumuşsun)" dedi. Onun için ona Saklap adını koydu ve dostluk gösterdi.

Ondan sonra Oğuz Kağan çeri ile gene İtil denen ırmağa-geldi, İtil büyük ırmaktır. Oğuz Kağan onu gördü ve "İtil suyunu nasıl geçeriz?" dedi.

Çeri arasında iyi bir beğ vardı. Adı Uluğ Ordu Beğ idi. Akıllı bir erdi. Gördü ki bu yerde çok çok ağaç var. O ağaçları kesti, üzerlerine yatıp geçti.

Oğuz Kağan sevindi, güldü ve: "Sen burada beğ ol, senin adın Kıpçak (oyulmuş ağaç) olsun" dedi.

Yine ilerlediler. Ondan sonra Oğuz Kağan, gök tüylü, gök yeleli erkek kurdu tekrar gördü. Gök Kurt Oğuz Kâğan'a dedi ki:

"Şimdi sen çeri ile burada atlan, atlanıp halkı ve beğlerini götür, ben önden yürüyüp sana yol göstereceğim."

Tan ağardığında Oğuz Kağan gördü ki erkek kurt çerinin önünde yürümektedir. Sevindi, ilerledi.

Oğuz Kağan bir alaca aygır ata binerdi. Bu aygır atı çok severdi. Yolda bu aygır gözden yitip kaçtı. Burada büyük bir dağ vardı. Bu dağın üstünde de don ve buz vardı. Dağın başı soğuktan ap-aktı. Onun için adı "Buz Dağ"dır Oğuz Kağan'ın atı işte bu Buz Dağ'ın içine kaçtı. Oğuz Kağan çok üzüldü.

Çeri arasında, kahraman bir er beğ vardı. Ne Tanrı'dan ne şeytandan korkardı. Yürüyüşe, soğuğa dayanıklı bir erdi. O beğ dağa girdi, yürüdü. Dokuz gün sonra Oğuz Kâğan'a aygır atı getirdi. Buz Dağ çok soğuk olduğundan, o beğin vücudu karla kaplanmıştı. Ap aktı. Oğuz Kağan sevinçle güldü. Dedi ki: "Sen buradaki beğlere baş ol, senin adın ebediyen Karluk olsun."

Böyle dedi ve ileri gitti.

Yolda giderken büyük bir ev gördü. Bu evin (sarayın) duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı demirdendi. Kapalı idi ve açkısı (anahtarı) yoktu.

Çeride pek becerikli bir er vardı. Adı Tömürdü Kagul idi. Oğuz Kağan ona yarlıg (emir) verdi: "Sen burada kal ve çatıyı aç, (Kal, aç), açtıktan sonra orduya gel" dedi. Bundan dolayı ona Kalaç, (Kal, aç) adını koydu ve ilerledi.

Gene bir gün, gök tüylü, gök yeleli erkek kurt, yürümedi, durdu. Oğuz Kağan da durdu ve çadırını kurdu. Burası tarlasız, çorak bir yerdi. Buraya "Çürçet" diyorlardı. Büyük bir yurt idi. Atları çok, öküzleri ve buzağıları çok, altın ve gümüşleri çok, cevahirleri çok çoktu.

Burada, Çürçet Kağan'la halkı Oğuz Kağan'a karşı geldiler. Vuruş-tokuş (vuruşma-çarpışma) başladı. Oklarla, kılıçlarla vuruştular. Oğuz Kağan üstün geldi ve Çürçet kağanını öldürdü, başını kesti ve Çürçet halkını kendisine bağladı. Vuruşgudan sonra Oğuz Kağan'ın çerisine, nökerlerine (maiyetine) ve halkına öyle çok ganimet düştü ki, yüklemek ve götürmek için at, katır ve öküz az geldi.

Oğuz Kağan'ın çerisinde, akıllı, iyi, becerikli bir er vardı. Adı Barmaklıg Coşun Billig idi. Bu becerikli kişi bir kağnı yaptı. Kağnı üzerine cansız malları yükledi, baş tarafına canlı malları koştu. Çektiler, gittiler. Oğuz Kağan'ın nökerleri ve halkı, hepsi, bunu gördüler ve şaştılar. Onlar da kağnı yaptılar. Bunlar, kağnı yürümekte iken kanga! kanga! diye bağırıyorlardı. Onun için onlara Kanga adını koydular.

Oğuz Kağan kağnıları gördü, güldü ve (o becerikli erine): "Kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün, Kangaluğ sana ad olsun, bunu da kağnı belirtsin" dedi, gitti.

Ondan sonra gene bu gök tüylü, gök yeleli kurt ile Sindu (Sind, Hind), Tangut, dahi Şam yönlerine atlanıp gitti. Çok vuruşgudan, çok tokuşlardan (vuruşma ve çarpışmalardan) sonra oraları aldı ve kendi yurduna kattı. Hepsini yendi, bastı.

Yine, söz dışında kalmasın ve belli olsun ki, güneyde Barkan denen bir yer vardır. Ulu, varlıklı bir yurttur. Çok sıcak bir yerdir. Burada çok avlar, çok kuşlar vardır. Altını, gümüşü, mücevherleri çoktur. Halkının yüzleri kapkaradır.

İşte bu yerin kağanı Masar denen bir kağandı. Oğuz Kağan onun üstüne atlandı, çok yaman bir vuruşgu oldu. Oğuz Kağan yendi, Masar Kağan kaçtı. Oğuz onu hükmü altına aldı, yurdunu ele geçirdi, gitti. Oğuz Kağan'ın dostları çok sevindiler, düşmanları çok kaygılandılar. Oğuz Kağan sayılamayacak çok nesneler, yılkılar aldı. (Sonra) yurdunun, evinin yoluna düştü, döndü.

Gene, söylenmeden kalmasın ve belli olsun ki, Oğuz Kağan'ın yanında ak sakallı, ak saçlı, uzun akıllı (tecrübeli), yaşlı bir kişi vardı. Anlayışlı, doğru bir insandı. Oğuz Kağan'ın tüşimeli (veziri, danışmanı) idi. Adı (unvanı) Uluğ Türk (Ulu Türk) idi.

İşte bu Ulu Türk, günlerden bir gün, düşünde bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu, altın yay gündoğusundan ta günbatısına dek uzanmıştı. Üç gümüş ok da güneye doğru gidiyordu. Uykudan sonra düşte gördüğünü Oğuz Kağan'a anlattı ve dedi ki: "Ey kağanım, senin ömrün hoş olsun, ey kağanım, sana dirlik hoş olsun, Gök Tanrı düşümde ne verdiyse gerçek olsun. Tanrı bütün dünyayı senin uruğuna (nesline, soyuna) bağışlasın!"

Oğuz Kağan Ulu Türk'ün sözünü beğendi. Onun öğüdünü dinledi ve öğüdüne uydu.

Ondan sonra, ertesi gün, büyük ve küçük oğullarını çağırttı ve dedi ki:

"Ey oğullarım, benim gönlüm av diliyor, (ama) kocamış olduğum için cesaretim yoktur,
Gün, Ay, Yıldız! Tan yönüne sizler varın! Gök, Dağ, Deniz! Tün yönüne sizler varın!"


Ondan sonra (oğulların) üçü tan (doğu) tarafına, üçü de tün (batı) tarafına vardılar. Gün, Ay, Yıldız, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Bunu alıp babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü, yayı üçe böldü ve dedi ki:

"Ey büyük oğullarım, yay sizlerin olsun, yay gibi okları göğe kadar atın!"

Gök, Dağ, Deniz de, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Bunları aldılar ve babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü ve okları üçe böldü. Dedi ki:

"Ey küçük oğullarım, oklar sizin olsun. Yay oku attı. Sizler oklar gibi olun!"

 
     
 

Gene ondan sonra Oğuz Kağan ulu kurultay topladı. Yarlıglar gönderip nökerlerini, halkını çağırdı. (Hepsi) gelip, birbirleriyle danışıp oturdular.

Oğuz Kağan büyük ordugâhın sağ yanına kırk kulaç ağaç (direk) diktirdi. Onun başına bir altın tavuk koydu. Ayağına (dibine) bir (Ak Koyun) bağladı. Sol yanına kırk kulaç ağaç diktirdi. Onun başına da bir gümüş tavuk bağladı, ayağına (dibine) bir Kara Koyun bağladı. Sağ yanda Bozoklar oturdu, sol yanda Üçoklar oturdu. Kırk gün, kırk gece yediler, içtiler, sevindiler. Ondan sonra Oğuz Kağan oğullarına yurdunu üleştirip verdi. Dahi dedi ki:

"Ey oğullarım, ben çok aştım (yaşadım), çok yuruşgular gördüm. Çok kargı ve çok ok attım. Aygır ile çok yürüdüm. Düşmanlarımı ağlattım, dostlarımı güldürdüm. Ben Gök Tanrı'ya (borcumu) ödedim. Sizlere yurdumu veriyorum."

 
 



Uygur Türkçesi
 

 
 

13. yüzyılda Uygur yazısı ve Uygur Türk-çesi'yle yazıya geçirilmiş olan Oğuz Kağan destanını daha önce de belirttiğimiz gibi, Reşid Rahmeti Arat, bugünkü Türkçe'ye aynı anlatışla, kelime eksiltmeden ve katmadan çevirmişti. Daha sonra bu destan, Muharrem Ergin ve Nihat Sami Banarlı'nın çok güzel önsöz ve açıklamalarıyla da yayınlanmıştır.

Bu destanın hem üslûbu, hem de 13. yüzyıl Uygurca'sı hakkında bir fikir vermek için, son bölümünü aşağıya aynen alıyoruz. Öyle sanıyoruz ki, orijinal ifadesini ilk defa görenler de 13. yüzyıl Türkçesi'ni fazla zorlanmadan anlayabileceklerdir:

...Ong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. Anung basıda bir altun taguk koydı; adagıda bir koyun bağladı. Çong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. Anung basıda bir kümüş taguk koydı; adagıda bir kara koyunnı bağladı. Ong yakda buzuklar oltırdı. Çong yakda üç oklar olturdı. Kırık kün, kırık keçe aşadılar, içdiler; sevinç tapdılar.

Andın song Oğuz Kağan ogullarıga yurtın eliştürüp birdi. Takı tedi kim:

Ay oğullar, kop men aşdum,
Uruşgular kop men kördüm;
Çıda birle ok kop atdum,
Aygır birle kop yürüdüm;
Düşmanlarnı ıglagurdum,
Dostlarumnı men küldürdüm,
Kök Tengrige men ötedim;
Senlerge bire men yurdum.

 

=** ALLAH TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN İNŞALLAH **=


GÖNLÜNDE İMAN DOLU ÜLKÜDAŞLARIMIZ DAVETLİDİR...

BEKLİYORUM İNŞALLAH...

 

Veuillez patienter...
Le commentaire entré est trop long. Raccourcissez-le.
Vous n'avez rien entré. Réessayez.
Il est actuellement impossible d'ajouter votre commentaire. Réessayez plus tard.
Pour ajouter un commentaire, tu dois avoir l'autorisation de tes parents. Demander l'autorisation
Tes parents ont désactivé les commentaires.
Il est actuellement impossible de supprimer votre commentaire. Réessayez plus tard.
Vous avez dépassé le nombre maximal de commentaires qu'il est possible d'envoyer le même jour. Réessayez dans 24 heures.
Votre compte a pu laisser les commentaires désactivés parce que nos systèmes indiquent que vous risquez d'arroser d'autres utilisateurs de messages. Si vous pensez que votre compte a été désactivé par erreur, contactez l'assistance en ligne de Windows Live.
Effectuez la vérification de sécurité ci-dessous pour finaliser l'envoi de votre commentaire.
Les caractères entrés pour la vérification de sécurité doivent correspondre à ceux de l'image ou du fichier audio.
 
Bilişim Suçunun birinci şeklinde Uyarısıdır. 
      

Bilgisayar, çevre birimleri, pos makinesi,cep telefonu gibi her türlü teknolojinin kullanılması ile işlenilen suçlardır..
BİLİŞİM SUÇLARININ TÜRLERİ NELERDİR?
Suçların türleri TCK da suç teşkil edecek tüm suçları kapsaya bilmekte veya bu suçlara zemin hazırlamaktadır. Suçların işleme şekilleri;
Hakaret, küfür, kredi kartı yolsuzlukları, sahte belge basımı, bilgilerin çalınması ve buna bağlı olarak devam edebilecek suçları kapsamakla, birlikte bunlarla sınırlı olmayıp, günden güne değişiklikler göstermektedir. İl Emniyet Müdürlüğümüz Bilgi İşlem Şube Müdürlüğümüz 1999 yılından itibaren değişik birimlerden ve Cumhuriyet Başsavcılıklarından gelen talepler doğrultusunda çalışmalarına başlamıştır. 1999 yılında başlayan çalışmalarımız talebin atması nedeniyle Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü içerisinde bulunan Bilgi Sistemi Büro Amirliği bünyesinde çalışmalarını sürdürmüştür. 2002 yılından itibaren Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde İnternet ve Bilişim Suçları Şube Müdürlüğün kurulması sonucu taşra teşkilatı olarak Şube Müdürlüğümüz içerisinde Bilişim Suçları Büro Amirliği adı altına çalışmalarını sürdürmektedir.
ÜLKEMİZDE EN ÇOK KARŞILAŞILAN BİLİŞİM ŞUÇLARINDAN ÖRNEKLER
Başkalarının adına e-mail göndererek özellikle ticari ve özel ilişkileri zedeleme.
Başkalarının adına web sayfası hazırlamak ve bu web sayfasının tanıtımı amacıyla başkalarına e-mail ve mesaj göndermek ve bu mesajlarda da mağdur olan şahsın telefon numaralarını vermek.
Kişisel bilgisayarlar yada kurumsal bilgisayarlara yetkisiz erişim ile bilgilerin çalınması ve karşılığında tehdit ederek maddi menfaat sağlanması
Şirketlere ait web sayfalarının alan adının izinsiz alınması ve bu alan adlarının karşılığında yüklü miktarlarda para talep etmek.
Özellikle Pornografik içerikli CD kopyalamak ve satmak.
Sahte evrak basımı gibi çok farklı konuları içerebilmektedir.
NOT: Unutmayın bu tür suçların tek mağduru siz değilsiniz. Karşılaşılmış olan durumdan utanmadan tüm deliller ile birlikte en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına başvurunuz.
BİLİŞİM SUÇU İLE KARŞILAŞTIĞINIZDA YAPABİLECEKLERİNİZ 
Şahsınız ile ilgili şikayetçi olduğunuz konular ile ilgili elde edebildiğiniz tüm deliler ile birlikte en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek şikayetçi olabilirsiniz.
İl Emniyet Müdürlüğümüz tarafından yürütülmekte olan tüm tahkikatlarda Savcılık talimatı veya Mahkeme kararı esas alınmaktadır.
Şikayetçi olduğunuz konular ile ilgili olarak yapılacak çalışma neticesinde ISP(İnternet Servis Sağlayıcının) yurt dışında bulunması durumunda Adli Makamlar tarafından yapılacak olan Adli İstinabe ile konunun takibi yapılabilmektedir.
BİLİŞİM SUÇLARI İLE İLGİLİ OLARAK MAĞDUR OLMADAN ÖNCE YAPILABİLECEKLERİNİZ
Şirketinize veya şahsınıza ait önemli bilgilerinizin yer aldığı bilgisayarınız ile özel güvenlik önlemleri almadan internete bağlanmayınız.
İnternet ortamında %100 güvenliğin hiçbir zaman sağlanamayacağını unutmayın!
Özellikle Chat ortamında bilgisayarınıza saldırılabileceğini;
Chat de tanıştığınız kişilere şahsınız, aileniz, adres, telefon, işiniz v.s. konularda şahsi bilgilerinizi vermemeniz gerektiğini unutmayın!
İnternet ortamında tanıştığınız kişilere kredi kartı bilgilerinizi vermeyin.
İnternet üzerinden yapılan yazışmalarınızda karşınızdaki kurumlarla özel bir yöntemle yazışmanızda fayda olacaktır. Bu şekilde sizin adınıza birlikte ticaret yaptığınız şirketlere asılsız bilgiler veya sizi kötüleyici bilgiler gönderilse bile karşı taraf bunun sizden gelmediğine emin olacaktır.
BİLİŞİM SUÇLARI İLE YAPILAN ÇALIŞMALARIN HUKUKİ DAYANAKLARI
Bilgisayar Yoluyla Dolandırıcılık TCK 503-507: Dolandırıcılık ve İflas
Bilgisayar Yoluyla Sahtecilik TCK 316-368: Sahtecilik Suçları
Kanunla Korunmuş Bir Yazılımın İzinsiz Kullanımı 5846'nolu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)
Yasadışı Yayınlar TCK 125-200: Devletin Şahsiyetine karşı cürümler;
TCK 480-490: Hakaret ve Sövme Cürümleri
TCK 426-427: Halkın ar ve haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik eden ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı: ve diğer anlatım araç ve gereçleri.
Bilgisayar Sistemlerine ve Servislerine Yetkisiz Erişim ve Dinleme "Bilişim Alanında Suçlar TCK 525a, b, c ve d". Maddeleridir.
YENİ TCK'DA BİLİŞİM SUÇLARI
1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni TCK'nın kapsamında, bilişim sistemlerine karşı işlenen suçları da gerekçeleriyle birlikte yer alıyor.
Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme,bozma, verileri yok etme veya değiştirme, tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması, banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması kapsamındaki suçları tanımlayan kanun maddeleri TCK'nın 243 246.maddelerinde yer alıyor.
Bilişim sistemine girme
MADDE 243.Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.
2 Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.
3 Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme
MADDE 244. - (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen, bozan, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen, erişilmez kılan, değiştiren, yok eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
2 Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
3Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması
MADDE 245.Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılır.
2 Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması
MADDE 246 Bu Bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

22 Oct.
DEYİNKİ ANAMA DOSTU YOKKİ MEDET UMA..YİĞİTLİKTE USTA AMA,KAHPELİKTE YOK VELİCAN....velican oduncu.
9 Août
9 Août
ÇALIŞMALARINDAN DOLAYI SENİ KUTLUYORUM KARDEŞİM.ALLAH ZİHNİNİ AÇIK TUTSUN.
9 Août
9 Août